organik ürünler

kriz ve risk iletişimi dersi

11. kriz ve risk iletişiminde etkin bir strateji geliştirebilmek üzere gündem oluşturma kuramının çözümlenmesi ve eleştirisi
giriş
kriz ve risk durumlarında ilgili hedef kamuların içinde bulunduğu olumsuz psikolojik süreçlerin krizle/riskle ilişkili olan kurum(lar) tarafından anlaşılması ve bu kurumlar tarafından hedef kamulara yönelik olarak kriz ya da riske ilişkin stratejik bir iletişim sürecinin oluşturulabilmesi için hayatın genel işleyişi içinde bu kamuları etkisi altında tutan kanalların ya da ortamların bilinmesi ve bu etkinin nasıl oluştuğunun da çözümlenmesi önemli bir noktadır. kurumlar kriz ve risk durumlarında zaman baskısı söz konusu olduğu için hedef kamulara acil ve etkili biçimde hızla ulaşmak zorundadır. böyle olunca hedef kamularınbakış açılarını yansıtan ve aynı zamanda hedef kamuları enforme eden medyalar özel bir önem taşımaya başlar. bu nedenle de kamu gündemi ile medya gündemi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve medyanın bu kamuları nasıl etkisi altına aldığının ya da alamadığının anlaşılması kriz ve risk dönemlerine uygun iletişim stratejilerinin oluşturulmasında anahtar rol oynar. kamu gündemi ile medya gündemi arasındaki ilişkiyi ve etkileşimi konu edinen en önemli kuramlardan biri de medyanın gündem oluşturma kuramıdır. ancak kuramın açıklamaya çalıştığı noktalarda eksik kalan yönleri mevcuttur.

11.1. gündem oluşturma kuramı üzerine değerlendirmeler
gündem oluşturma kuramı, temelde, kamu fikrinin medya gündemindeki maddelerle belirlendiğini varsaymaktadır. medya iletileri ile bu iletileri alanizleyiciler/okuyucular arasında nedensellik ilişkisi kuran bu kuramın düşünsel temeli walter lippmann’ın “kamuoyu” isimli çalışmasında (1922) ortaya atılmıştır (irvan,2001: 70). lippmann, kamunun dış gerçekliklere yönelik değil fakat kendi zihnindeki resimlere (anlam şemalarına) yönelik tepkilerde bulunduğunu ve medyanın bu resimlerin yaratılmasındaki etkililiğini dile getirmiştir (sanchez, 2002).lippmann’ın bu açıklamaları, yalnızca gündem oluşturma kuramının düşünsel temelini değil, aynı zamanda kuramın bugün bile açıklamakta güçlük çektiği temel soruları da baştan ortaya koyması nedeniyle önem taşımaktadır. kurama ilişkin çalışmalar bugün bile medya, kamu ve kamunun anlam şemaları arasındaki ilişkiyi açıklayabilme yetkinliğinde değildir. ana soru şudur: medya bu anlam şemaları üzerinde nasıl etkili olmaktadır? elbette medyanın kamu düşüncesi ve kamu söyleşileri üzerinde bir etkiliğe sahip olduğu kabul edilirse bu soru sorulabilir.

gündem kurma kuramını ilkin lazarsfeld ve katz, medya içeriğinin kamu söyleşilerinin gündemini belirlediğini söyleyerek ortaya atmışlardır (wilcoxv.d.,2003: 213). medya içeriğinin kamu söyleşilerinin gündemini kurması, medyanın ne(ler) hakkında düşünüleceği üzerine kamuyu etkisi altına alması anlamına gelmektedir. kamunun, medyanın ortaya koyduğu konulara bağımlı düşündüğünü ifade eden bu aşama, kuramın bilişsel düzeyini oluşturan kısımdır (irvan, 2001: 71).

çağdaş gündem oluşturma araştırması üzerine kurulu kuramsal temel ise kurt lang ve glayds lang tarafından oluşturulmuş; onlar, hem bütün bilincin yalnızca medyaya maruz kalmaya dayalı olmadığını hem de aynı zamanda kamusal konularile siyasal eylemin yalnızca konuların ve olayların algılanmış önemi ve bilgi tarafından belirlenemeyeceğini; dolayısıyla medyanın kamu düşüncesini ve söyleşilerini etkilediğini belirtmek yoluyla, gündem oluşturmanın açık ve kesin birbiçimde kısaca açıklanabileceğini ama aynı zamanda uzun olarak da açıklanması gerektiğinin altını çizmişlerdir (gandy, 2003: 136–139).

cohen ise basın ve dış politika adlı yapıtında, medyanın insanları ne hakkında düşünüleceği konusunda oldukça etkilediğini ancak hakkında düşünülen konuda ne düşünüleceği üzerine aynı belirleyici gücü taşımadığını söyleyerek, bilişler (ne hakkında düşünüleceği) ile fikirler ve tutumlar (ne düşünüleceği) arasında temel bir ayrıma gitmiştir (irvan, 2001: 70).

kuram daha sonra maxwell mccombs ve donald l. shaw tarafından geliştirilmiş, bu iki bilim insanı önceleri medyanın yalnızca ne hakkında düşünüleceği konusunda etki oluşturduğunu iddia ederken sonraki aşamalarda düşünülen konuya ilişkin olarak nasıl düşünüleceğinin de medya tarafından etki altına alındığı varsayımında bulunmuşlardır. ne hakkında düşünüleceği ile üzerinde durulan konu hakkında ne düşünüleceği ayrı iki durumdur.

gündem oluşturma kuramı üzerine dünya geneline yayılan ve farklı olasılıkları sınayan çok çeşitli araştırmalar yapılmıştır. günümüze kadar gelen süreçte özellikle maxwell mccombs ve donald l. shawve onları takip eden akademisyenlerin araştırmaları göstermiştir ki medya gündemi (konusu, içeriği) ile kamu gündemi arasında nedensel bir ilişki vardır. kamu gündemindeki konular yüksek oranlarda medya gündemi ile örtüştüğünden aralarında nedensel bir ilişkinin varlığından söz edilmekte; böylece kamu gündemi medya gündemine bağlanmaktadır. ancak kurama ilişkin tam olarak yanıtlanmamış, belirsiz kalmış bazı sorular vardır.

gündemdeki maddelerin (konu, içerik) kamu fikri üzerinde nasıl bir mekanizma ile işlerlik kazandığı ve gündemdeki maddelerin doğrudan kişileri etkileyebilme potansiyelini ne ölçüde taşıdığı vb. sorular net olarak yanıtlanabilmiş değildir. özellikle tartışılması gereken şu soru, kuramın yeni baştan bir değerlendirmesine ihtiyaç duyuran niteliktedir: belirli bir içerik, verili bir uyarı durumunda (uyarı ortamında, medyada) gündem oluşturabilme yeteneği taşıyorsa bu yeteneğin oluşumunda içeriğin ne kadar ve uyarı ortamının ne kadar payı vardır? bu sorular her şeyden önce medya içeriğinin öznel (subjektif) bir değer taşıması koşulunda yanıtlanabilir. oysaki kuram tam tersine gündem oluşturma yeteneğini içerikten bağımsızlaştırarak medyaya atfetme bir başka deyişle bir araç olan medyayı yani uyarı ortamını özneleştirme eğilimi taşımaktadır. (bu noktada uyaran ve uyarı ortamının farklı anlamlar içerdiğinin gözden kaçırılmaması gerekmektedir; uyaran medya iletisinin konusu, bu uyaranın/ileti konusunun yapısallaştırıldığı yani konunun alımlayıcılara yönelik olarak içinde biçimlendirildiği ortam/bağlam uyarı ortamıdır.) konuya ilişkin çalışmaların, medya içerikleri değişse de medyanın kamu gündemini belirleme gücünün değişmediğini ortaya koyması, kuramın medyayı özneleştirme (medyaya aktif rol yükleme) iddiasını akılcı göstermektedir. ne var ki kuramla ilgili temel sorunlardan biri budur.

medya içeriğinin kendisinin değil, o içeriğin belirli bir biçimsel örüntüde yerleştirildiği medyanın yani verili bir uyarı ortamının gündem belirleme kuramına göre belirleyici olması, esasen, içerikten bağımsız verili bir uyarı durumunun güdümünde bir kamu gündeminin oluştuğunu ifade etmektedir. kamu gündeminin medya içeriğinden bağımsızlaşması ise gündemin yapaylığını ya da geçiciliğini kabul etmek anlamına gelir; çünkü kişiler için içerik sadece bir nesne durumuna indirgenmiştir. bu durumda bir başka içerik de aynı ya da yakın derecelerde gündem oluşturabilecektir; çünkü gündem içeriğin kendisine bağlı değildir. kamuyu oluşturan kişilerin etkilendiği özne içerik değil, medyanın kendisidir; böylece içerik, (özne) medyanın nesnesi durumundadır. bu durumun zorunlu sonucu, gündem oluşturma kuramının kamu gündemi ile medya gündemi arasındaki yüksek düzey bağıntıda bir başka ifadeyle nedensellik ilişkisinde medyaya egemen bir rol, kamuya çekinik bir rol yüklemekte olduğudur.

gündem konuları dış gerçekliklerdir. dolayısıyla gündemin nasıl belirlendiği sorusunu tartışmadan önce, kişilerin dış dünya ile ilişkilerini nasıl kurdukları konusunda bazı bilgilerin verilmesi gerekmektedir.

11.2. algısal örüntüleme temelinde gündem oluşturma kuramının eleştirisi
bireyin toplumsal bir durum (dış gerçek) hakkında tepkide bulunabilmesi için öncelikle bu durumu algılaması gerekmektedir. algılama; nesne, durum ya da olayın doğrudan ve bağımsız olarak duysal (fiziksel) biçimde fark edilmesinden (duyum) daha karmaşık bir süreçtir. kişi, uyaranı fiziksel ve zihinsel pek çok bağlantı kurarak algılamaktadır. bu bağlantının kurulması işlemine algısal gruplama ya da örüntülemeadı verilir. kişi uyaranı örüntüleyerek (gruplandırarak) onubelirsizlikten kurtarmakta ve belirli hâle getirmektedir. böylece o uyaran, kişi özelinde belirli bir uyaran hâline geçmektedir. dolayısıyla uyarana tepki, kişinin uyaranı belirleme süreci ile başlamaktadır. bu nedenle bireyin toplumsal bir duruma, nesneye vb. tepkisini (davranışını), “bireyin toplumsal durumu algısal örüntülemesine göre analiz etmek hayati önem taşır” (şerif, 1985: 14). ancak bu demek değildir ki durumlar ve olaylar karşısında insanlar kendi kararlarını daima kendileri belirlemektedirler. algısal örüntüleme işleminde kişi; nesneler, durumlar, olaylar vb. ile kendi özelindeki belirli temel etkenler (değişkenler) arasında kısmen bilinçli bağlantılar kurmaktadır. bu temel etkenlerden biri algı dayanak noktalarıdır (referanslarıdır). kişinin gelişim süreci içinde kazanılmış ve kazanılmakta olan bu referanslar, toplumsal yaşam içinde toplumsal kurumlar ile olan etkileşim sonucunda kazanılmaktadır.

referanslar, içsel ve dışsal pek çok etkenden oluşmaktadır. birbirleriyle iç içe işleyişte olan bu dışsal (nesneler, kişiler, gruplar, kültürel ürünler, vb. dışsal uyarı durumundaki şeyler) ve içsel (tutumlar, duygular, canlının çeşitli durumları, dilbilimsel kavramlar, geçmiş deneyimlerin sonuçları vb.) etkenlerin tamamı algı dayanağı çerçevesini oluşturmaktadır (şerif, 1985: 14). uyaran ile algı dayanağı çerçevesine dahil içsel ve dışsal etkenler arasındaki etkileşim, uyaranın nasıl algılanacağını (anlamlandırılacağını) belirleyen etkenlerden biridir.

algı dayanak noktalarına ilişkin şerif’in şu tespiti de oldukça önemlidir: “birey yalnız olduğu zaman kendi kendine bir algı dayanağı noktası ya da bir grup içinde bulunduğu zaman ortak bir algı dayanağı noktasını evrimleştirmektedir” (1985: 110).

medya, kişileri doğrudan etkileyebileceği gibi kişilerin içinde bulunduklarıgruplar dolayımı ile de etkilemektedir. tüm gruplar az ya da çok, medyanın etkisinibu ikinci türe dönüştürmektedirler. ne var ki grubun kendisi bireylerin yerine öznedeğeri kazanacak kadar özgül hâle gelmişse bu durumun sonuçları böyle olmayandiğer gruplara göre farklı olacaktır. buradan, farklı gruplar üzerinde gündemoluşturma kuramının yalnızca niceliksel yöntemlerle incelenemeyeceği sonucuçıkartılabilir. her ne kadar incelenen konu, medya ile kamu arasındaki gündembağıntısı ise de bu bağıntının oluşum biçimi grupların yapılarına bağlı olarakfarklılıklar kazanacağından, farklı gruplarda aynı oranda bağıntılar ortaya çıkarılsabile esasen niteliksel olarak aynı bağıntılardan söz edilemez. daha açık birifadeyle gündem kurma kuramında belirtilen nedensel ilişki, medya iletisi ile bireyarasındaki ilişkiden söz etmekle birlikte farklı kişilerin gündeminde olan aynıkonuların/iletilerin/gündemin farklı (niteliksel) nedenlerle (medyadan) kişilere bağlanmış olabileceğini ihmal etmektedir. gündem kurma kuramına ilişkin nitelikselaraştırmalar bu nedenle ayrı bir önem taşımaktadır.

kişinin algı dayanağı çerçevesi göz önünde bulundurularak yapısallaştırılmış bir uyaran, herhangi bir uyaran değildir; bu kişi için kısmen belirli bir uyarandır. uyaranın kişinin algı dayanağını oluşturan çerçeveye uyumlu hâle getirilmesi, diğer bir ifadeyle uyaranın yapısallaştırılması, uyaranın kısmen de olsa baştan örüntülenmesi anlamına gelmektedir. algılama sürecinde kişi, böyle bir uyaran için de işlemsel olarak örüntüleme yani gruplandırma/gruplama yapacaktır; ancak uyaran belirli bir derecede yapısallaştırılmış olduğundan kısmen kontrol edildiği bir örüntüleme işlemi gerçekleştirecektir. bu nedenle, belirli bir konu ile ilgili olan ve/veya ilgili olması istenen kamu üzerinde görüş geliştirmek veya değiştirmek üzere iletiler verilirken, o kamuyu meydana getiren ya da temsil eden kişilerin algı dayanak çerçevelerinin dikkate alınması önemlidir.

algısal örüntüleme işlevinin uyaranın yapısallaştırılması yoluyla kontrol edilebileceğini iddia ettik. uyaran yapısı, uyarı biçiminden (uyarı ortamından) bağımsız değildir. uyarı biçimi/ortamı/durumu, uyaranın bağlamıdır; uyaranın içinde olduğu ve onunla etkileşim hâlinde bulunan bütündür. uyarı biçimi (uyarı ortamı, durumu) değiştikçe uyaran yapısı, dolayısıyla bireyin bu uyaranı örüntülemesi değişecektir. böylece uyaranın yapısallaştırılması da algı referansları gibi algısal örüntülemeyi etkileyen temel bir etken (değişken) olarak işlev görür. eğer kişi ortamsal durumun (uyarı ortamının) yani uyarı bağlamının (ayırıcı) özelliklerinin farkında değilse, algıladığı uyaranın ortam tarafından nasıl biçimlendirildiğini fark edemeyecektir. bu durumun gündem kurma kuramı tartışılırken özellikle göz önünde tutulması gerekir.

kişiler, algılama esnasında, bir uyaranın özelliklerinin, uyaranın içinde bulunduğu verili düzen tarafından etki altına alındığını fark edemediklerinde, bir başka ifadeyle duruma yönelik analitik ve eleştirel bir tavır takınamadıklarında, uyaranın algılanan özellikleri geniş çapta çevresi tarafından atanır (şerif, 1985: 91). burada algısal örüntülemeyi etkileyen bir başka etken daha ortaya çıkmaktadır. o da uyarı durumuna yönelik analitik ve eleştirel tavırdır.

uyarı ortamının içindeki ilişkileri tanımlamak (ortamı analiz etmek, ortamı çözümlemek) ve bu ilişkileri yargılamak (eleştirmek), uyarı ortamının ayırıcı özelliklerinin çeşitli düzeylerde fark edilmesini sağlar. uyarı ortamının ayırıcı özelliklerini fark etmek ise bu ortam içinde belirli biçim alan uyaranın yapısal olarak çözümlenmesini yani uyarı ortamından soyutlanarak kendine has özellikleriyle bir içerik olarak ortaya çıkarılmasını sağlar.

algılama sürecini etkileyen temel etkenleri açıkladıktan sonra, hemen bu noktada gündem kurma kuramının tam olarak neyi ifade ettiğinden söz etmek gerekmektedir. sanchez, bu konuyla ilgili ilk gözlemlerin; kamunun gerçek olaylara yönelik değil, ancak kendi zihnindeki resimlere (anlam şemaları) yönelik tepkilerde bulunduğunu ve medyanın işte bu resimlerin yaratılmasında etkin olduğunu düşünen lippmann tarafından 1920’lerde dile getirildiğini ifade etmektedir (sanchez, 2002). burada lippmann’nın medyanın gücüne ilişkin gözlemleri önemlidir; ancak daha da önemlisi, medyanın, bireyin ancak bilişsel şemaları üzerinden etki edebileceğini saptamış olmasıdır. diğer taraftan bu saptamada eksik kalmış bir yön vardır: lippmann, bireyin bilişsel şemaları ile medya arasındaki etkileşimde medyanın etkisini sonuç olarak yorumlamıştır. diğer taraftan lippmann, saptamasını, bu etkileşimin farklı biçimlerde gerçekleşebileceği olasılıkları içeren bir çerçeveye dayanarak yapmamıştır. dolayısıyla lippmann, kişinin bir karar verici olarak öznel önemini gözden kaçırmış görünmektedir. esasen herhangi iki gerçeklik arasındaki etkileşim bağlamdan (etkileşim anındaki medya ve kişi bağlamı) ayrı değerlendirilemez. etkileşim anındaki kişi bağlamı, kişinin bilişsel (tutumsal) alanının/yapısının etkisi altındadır ve medya bağlamı da bu kişi bağlamı ile dolayımlanmaktadır. kişinin bilişsel gelişiminde pek çok faktör etkilidir; bu nedenle kişiler, bilişsel alanın etkisi altında medyayı bir uyarı ortamı olarak farklı biçimlerde ve düzeylerde analiz etmektedirler. öyleyse medya-biliş etkileşimi, kişilerin bilişsel yapılarına bağlı olarak farklı biçim ve düzeylerde gerçekleşmektedir. sonuç olarak kişinin öznel dünyası, dış dünyanın resmini medyanın hedefle(n)diği şekilde kendisi/kişi için çizmesine izin vermeyebilir. olası bir diğer durum da elbette medyanın bu konuda tamamen başarısız kalabileceğidir.

lippmann’dan mccombs ve shaw’a değin medyanın kişiler üzerindeki etkisi üzerine çok farklı çalışmalar yapılmış; bugün gelinen noktada medyanın kamu düşüncesi ve söyleşileri üzerine egemenliği kabul edilmiştir. dış uyaranın özelliklerinin geniş ölçüde çevresi (uyarı ortamı, biçimi, durumu) tarafın danatanması durumunun, bireyin, bu duruma ilişkin analitik ve eleştirel bir tavır geliştirememesinden; dolayısıyla bu uyaran ile bu uyaranı etkisi altında tutan ortamarasındaki etkileşimi fark edememesinden kaynaklandığı (şerif, 1985: 91) yukarıda açıklanmıştı. şerif’in bu vargısını gündem oluşturma kuramına uyarladığımızda çevre, medyaya (kitle medyasına, ana akım medyaya) ve uyaranlar da medyanın işlediği konulara (içeriğe) denk düşmektedir; dolayısıyla medya, bilişsel olarak konu özelinde analitik ve eleştirel tutum geliştirememiş kişileri potansiyel bakımdan daha güçlü etkiler demek yanlış olmayacaktır. elbette her zaman dış çevre medyadan oluşmamaktadır. kişilerin ilişkilerini sürdürdüğü mekânlardan, iletişimde bulunduğu kişilere ve tüm toplumsal gruplara ve ilişkilerin biçimlendirildiği teknolojik yapılara uzanan geniş bir çevresi vardır. çevreye hâkimiyet gelişkin bir analitik ve eleştirel tavrı gerektirir; ne var ki her çevresel unsurla etkileşim de aynı biçimde gerçekleşmez. kişiden kişiye değişen analitik ve eleştirel tutumun yanı sıra bir kişinin farklı çevresel unsurlara yönelik analitik ve eleştirel tavrının da aynı olmayabileceğini dikkate almak gereklidir.

belirlibir konuya yönelik olarak anlam üretiminin gerçekleşebilmesi için, her şeyden öncekişi bu konunun alıcısı durumuna geçebilmelidir. kamunun kendini medya gündemine (konusuna, içeriğine) açık tutması yani konunun alıcısı olması, kamu gündeminin oluşumunda ilk düzey (başlangıç düzeyi) olarak düşünülebilir (irvan,2001: 87). kamu gündeminin, en genel şekliyle, iki düzey arasında sınırlandığı varsayılırsa, ikinci düzey (bitiş düzeyi) de kamunun konuya ilişkin anlamüretiminde bulunabildiği düzey olarak düşünülebilir. kamu gündemi ile medyagündemi arasındaki ilişki açıklanılmaya çalışıldığından ötürü, kamu gündeminin çeşitli düzeylerde içinde var olduğu bu başlangıç ve bitiş düzeylerine (sınırlarına)denk düşen medya gündemi düzeylerini bulmak ve tanımlamak gereklidir. bu çalışmada kamu gündeminin sınır düzeyleri nasıl betimlendiyse medya gündeminin sınır düzeyleri de benzer biçimde betimlenebilir: medya gündeminin çeşitlidüzeylerde içinde var olduğu sınırlardan ilkini yani başlangıç düzeyini, medyanınkendini açık tuttuğu yani gündeme aldığı konu; ikincisini yani bitiş düzeyini isealıcısına iletilmek üzere medya tarafından biçim ve içerik özellikleri itibarıylayapısallaştırılmış yani medya tarafından anlamı yeniden üretilmiş konuoluşturmaktadır, demek olanaklıdır.

gündem oluşturma kuramı da böylece iki düzey arasında şematize edilebilir: kuramın ilk düzeyinde medya gündemindeki konulara (medya gündeminin başlangıç sınırı) açık bir kamu (kamu gündeminin başlangıç sınırı) ve kuramın ikinci düzeyinde medyadaki (yapısallaştırılmış) konunun ayrıntılarını/özelliklerini (medya gündeminin bitiş sınırı) konuya ilişkin diğer bilgilerine dahil ederek konuyu yeniden anlamlandıran yani anlam üreten bir kamu (kamu gündeminin bitiş sınırı) söz konusu olur.

gündem oluşturma kuramına göre medyanın ele aldığı konular, öncelenmiş konulardır ve önceleme (priming) kavramı içinde ifade edilmektedir; bu konuların medyadan yansıtılan özellikleri (boyutları) ise konuyu çerçeveleyen özelliklerdir ve çerçeveleme (framing) kavramı içinde ifade edilmektedir (irvan, 2001: 92).

medyanın önceleme işlevi, kamunun konuya erişimine; çerçeveleme işlevi ise kamunun konuya ilişkin anlam üretim edimine yardımcı olmaktadır. konuya açık olan bireylere (kamu gündemi 1. düzey: erişim) en azından konuya erişebilme olanağı tanınmalıdır (medya gündemi 1. düzey: önceleme) ki bireyler anlam üretimi (kamu gündemi 2. düzey: edim) için bir bilgi çerçevesinden (medya gündemi 2. düzey: çerçeveleme) yararlanabilsin. birey öncelenen düzeyde konuya (ne), çerçevelenen düzeyde ise medya tarafından atanmış özellikler dahilindeki konuya (nasıl) ulaşır.

birey, medyanın ilettiği konuyu, diğer bir ifadeyle medya tarafından çerçevelenmiş konuyu, algısal örüntüleme yoluyla kendisi için anlamlı hâle getirmektedir. dolayısıyla medyanın çerçeveleme etkisinin ne derecede başarılı olacağı, bir başka ifadeyle medyadaki uyarana ilişkin nasıl bir anlamın oluşacağı, algısal örüntülemeyi belirleyen etkenlere bağımlı olarak açıklanabilir.

bölüm özeti
kriz ya da risk durumlarında kurumların hedef kamularına stratejik olarak ulaşabilmesinin anahtarlarını esasen kamularla medya arasındaki ilişkiyi inceleyen kuramların analiz edilmesinde ve aynı zamanda eleştirilmesinde bulabiliriz. bu konudaki en önemli kuramlardan birisi olan gündem oluşturma kuramı bu amaçla hem kendi içerik ve kapsamıyla hem de bu içerik ve kapsamın eleştirisi yoluyla masaya yatırılmıştır. kamuları ya da genel anlamda insanları psikolojik ve sosyolojik süreçler bakımından inceleyen çalışmalar olmaksızın etkili iletişim stratejileri oluşturmak olası görünmemektedir.
ipek sıva eşya depolama uluslararası evden eve nakliyat uluslararası evden eve nakliyat